ayhan doruk
İle
kültür edebiyat yolculuğuna
hoş geldiniz
ORHAN KEMAL MÜZESİ ZİYARETİ
Sevgili Orhan Kemal,
Bugün Orhan Kemal Müzesi’ni gezdim. Bu mektubu size, sanki bir gün elinize geçecekmiş gibi yazıyorum. Çünkü o müzede dolaşırken sizinle aynı odada bulunuyormuşum gibi hissettim. Masanın başında oturmuş, daktilonun tuşlarına sabırla basarken bir an başınızı kaldırıp bana bakacakmışsınız gibi geldi.
Müzenin kapısından içeri girerken Orhan Kemal Müzesi tabelasının üstündeki fotoğraf dikkatimi çekti. Dedeme sorduğumda sizin zor hayat koşullarında yaşayan insanların yaşamlarını anlattığınızı öğrendim. Bu fotoğrafın da adeta sizi özetlediğini anladım. 05.04.1970 tarihinde yazmış olduğunuz “Eşe dosta selam…İnandığım doğruların adamı oldum, Böyle yaşadım, karınca kararınca bu doğruların savaşını daha çok sanatımda yapmaya çalıştım, kursağıma hakkım olmayan bir tek kuruş dahi girmemiştir.’’ yazısı sizi daha iyi tanımamı sağladı. Sizin örnek bir insan olduğunuzu gösteren yazılı bir belgeydi benim için. Cezaevi fotoğraflarınızı görünce anladım ki doğru bildiğinizi söylemekten ve yazmaktan asla vazgeçmemişsiniz. Müze içerisindeki eserlerinizin altında Mehmet Raşit Öğütçü ismini görünce eserlerinizde takma ad kullandığınızı anladım. Ben de yazdığım yazılarda takma ad kullanmaya karar verdim. Şimdiden kendim için bir takma ad bulmaya çalışıyorum. Cam vitrinlerde sergilenen mektuplarınızı, kitaplarınızın ilk baskılarını ve kişisel eşyalarınızı gördükçe, sizin sadece bir yazar değil; umut eden, mücadele eden, düşünen bir insan olduğunuzu daha iyi kavradım. Özellikle çalışma masanızı görünce içimden “Demek ki bunca güçlü karakter burada doğdu.” diye geçirdim. Milli Mücadeleye destek veren bir babanın evladı olmanız beni ayrıca etkiledi.
Yazmak, sadece kelimeleri yan yana getirmek değilmiş. Yazmak; insanı anlamak, onun acısını paylaşmak ve haksızlık karşısında susmamakmış. Sizin hayat hikâyenizi okurken karşılaştığın zorluklara rağmen kaleminizi bırakmamanız beni çok etkiledi. Demek ki insan gerçekten inanırsa, en zor şartlarda bile üretmeye devam edebiliyormuş. Müzeden çıkarken içimde hem bir hüzün hem de güçlü bir umut vardı.
Hüzün, artık aramızda olmadığınız için; umut ise eserleriniz sayesinde hâlâ bizimle konuştuğunuz için…
İyi ki yazmışsınız. İyi ki pes etmemişsiniz. Sizin kaleminizin izini takip eden biz öğrenciler, hayata biraz daha dikkatli bakmayı öğreniyoruz. Belki bir gün ben de bir şeyler yazarsam, insanların kalbine dokunabilmeyi sizden öğrenmiş olacağım.
Saygı ve minnetle,
Hayatı boyunca sizi örnek almaya çalışacak bir öğrenci…
Öykü, soğuk bir kış gününde gazete satan bir çocuğun sesiyle başlar.
İster lapa lapa kar, ister şarıl şarıl yağmur yağsın, isterse de bütün gecenin ayazından karlar dona kesmiş olsun, sabahın beş buçuğunda karanlıkları ürperten sesiyle sokağa girerdi:
“Gazete, havadis!”
Öykü, gazeteci çocuğun tanıtımıyla devam eder. Babası gazetelerden birinde tahsildarlık yaparken kötü bir kadının peşine takılıp kendilerini terk etmiş. Annesi bir eczanede, haminnesi, tuzcuda çalışmaya başlamış. Bir de kardeşi varmış. Geçim sıkıntısı çektikleri için kendisi de gazete satarak aile bütçesine katkıda bulunuyormuş.
Gazeteci çocuk karne zamanı birkaç gün gelmeyince yazar meraklanır. Çocuk sınavlara hazırlandığı için gazete satışını iki gün aksatmıştır. Hem okumak hem de gazete satmak onu yormuştur. Hasta düşmüş, öksürmeye başlamıştır. İlaç parası da yoktur. Yazar anlatıcı, para teklif eder, ancak çocuk kabul etmez. Yazar, bu parayı borç olarak vereceğini, gazete karşılığında borcunu yavaş yavaş ödemesini teklif eder. Çocuk bu teklifi kabul eder.
Gazeteci çocuk, yazara her gazete verişinde borcunu düşer. Ancak elli kuruşluk borcu kaldığında gelmez olur. Gazetelerini artık başka bir çocuk getirmektedir.
Bir kış sabahı pencerenin önüne küçük bir çocuk gelir. Bu gazeteci çocuğun kardeşidir. Yazara ağabeyinin borcu olan elli kuruşu uzatır. Yazar, gazeteci çocuğun nerede olduğunu sorunca öldüğünü söyler.
“Ağabeyim kusura bakmasın dedi amca!”
“Ne bu?”
“Elli kuruş borcu kalmış size de…”
“Kendisi nerede?”
Ağlamadı, hıçkırmadı. Taş gibi,“öldü” dedi. “Dün Edirnekapı’ya gömdük…”
Elli kuruşu uzattı. Sonra çekip giderken:
“Gazete, havadis!”
"Kaynakça"
Gülmüş, Engin. Elli Kuruş Hikaye İncelemesi. https://www.netinceleme.com/2020/10/orhan-kemal-elli-kurus-oyku-incelemesi.html
ORHAN KEMAL'İN HAYATI VE EDEBİ KİŞİLİĞİ
15 Eylül 1914’te Adana Ceyhan’da doğdu; asıl adı Mehmet Raşit’tir. Ailesi Bulgaristan göçmenlerindendir. Babası Abdülkadir Kemâlî Bey kaymakamlık, savcı yardımcılığı, I. Büyük Millet Meclisi’nde Kastamonu milletvekilliği, bir süre Adliye nâzırlığı yapmış, Toksöz gazetesini çıkarmış, gazetedeki bir yazısından dolayı İstiklâl Mahkemesi’nde yargılanmıştır. Annesi Azime Hanım bir süre öğretmenlik yapmıştır. 1930’da Adana’da Ahali Cumhuriyet Fırkası’nı kuran babası partinin kapatılması üzerine Suriye’ye, oradan Lübnan’a kaçmıştır.
1932’de Lübnan’daki ailesinin yanından Adana’ya dönen Mehmet Raşit başı boş bir hayat yaşamaya ve kahvehanelerde vakit geçirmeye başladı. Giritli’nin kahvehanesiyle Nadir’in kahvehanesinde İsmail Usta, Ali Şahin, Dayı Remzi gibi işçi ustalarıyla tanıştı. Onların verdiği Serseriler, Stepte, Jerminal, Benim Üniversitelerim gibi kitapları okudu. 1935’te Mensucat Fabrikası’nda kâtip olarak çalışırken bir Boşnak kızı olan Nuriye ile Mayıs 1937’de evlendi. Niğde’de askerken tezkeresine kırk gün kala komünizm faaliyeti suçlamasıyla tutuklandı ve Ekim 1938’de beş yıl hapse mahkûm edildi. Kayseri Hapishanesi’nde hece ölçüsüyle yazdığı şiirleri Yedigün, Yeni Mecmua gibi dergilerde Raşit Kemâlî adıyla yayımlandı. 1939’da Türkiye’ye dönen ve Bergama Ağır Ceza reisliğine tayin edilen babası sayesinde Bursa Cezaevi’ne nakledildi. 1940’ta Bursa Cezaevi’ne gelen Nazım Hikmet, Orhan Kemal’in kendi koğuşuna alınmasını sağladı, şiirlerini beğenmediyse de kendisinde “sanatçı kumaşı” gördüğü için ilgilendi ve ona Fransızca, politika, felsefe ve edebiyat dersleri verdi. Bir gün onun yazdığı roman denemesini görünce şiiri bırakıp hikâyeye, romana yönelmesini istedi. Bu dönemde ilk yazısı 1940’ta Yeni Edebiyat gazetesinde basılan “Balık”tır. Soyadı olan Öğütçü’yü yazılarında kullanmayan Orhan Kemal’in 1941’den itibaren Raşit Kemâlî ve Orhan Raşit imzalarıyla Yeni Edebiyat, Yürüyüş, İkdam gibi dergi ve gazetelerde hikâyeleri yayımlandı. Tahliye edildikten sonra (26 Eylül 1943) Adana’ya döndü, ancak iş bulmakta güçlük çekti. Amelelik, hamallık, ambar memurluğu gibi işlerde çalıştı. 1945 yazında Kilis’te eksik kalan otuz beş günlük askerliğini tamamladı, fakat terhis edilmeden Çorum’a sürüldü. Babası tarafından dönemin başbakanı Recep Peker aracılığıyla serbest kalması sağlandı.
17 Nisan 1950’de ailesiyle birlikte İstanbul’a taşındı. Eşi Sultanahmet’te bir çorap fabrikasında işe girdi, kendisi de hikâyelerini satabilmek için Bâbıâli’de dolaştı. Artık ismi bilinen bir hikâye yazarıydı. Ardından tefrika romanları geldi. 1951’de Sarhoşlar, 1952’de Cemile ve Çamaşırcının Kızı yayımlandı. Aynı yıl Vatan gazetesinde Murtaza, Dünya gazetesinde (1953) Bereketli Topraklar Üzerinde tefrika edildi. Aralık 1963’te Dışişleri Bakanlığı’ndan Sovyet Rusya’da yayımlanmış eserlerinin telif haklarının getirilmesine aracılık edilmesini istedi. Dileği Eylül 1964’te gerçekleşti. 1966’dan itibaren hikâye ve romanları oyun haline getirilmeye başlandı. 1968 Ocağında oynanan Yalova Kaymakamı’nda oyunun birinci temsilinde Boyacı Bayram rolüne çıktı. Sovyet Yazarlar Birliği 1968 Haziran ayında Gorki’nin 100. doğum yılı için onu da Rusya’ya çağırdı. Pasaport sorunu ancak bir yıl içinde çözülebildi. 5 Mayıs 1970’te Sofya’ya gitti. Orada hem babaannesinin soyunun bulunduğu yerleri dolaşarak notlar aldı hem tedavi oldu. Fakat kısa bir süre sonra geçirdiği kalp krizi ve ona bağlı olarak gelişen beyindeki pıhtılaşma yüzünden 4 Haziran 1970’te Sofya’da öldü.
Orhan Kemal genel anlamda Hüseyin Rahmi’ye kadar uzanan natüralist ve realist roman anlayışını Sadri Ertem, Sabahattin Ali gibi romancılar kanalından devralan sosyal gerçekçi bir romancıdır. Türk romanında Anadolu’ya yöneliş şeklinde görülen içerik genişlemesi onda haylaz ve yoksul gençler, ekmek peşindeki işçiler, sınıf değiştirmek isteyen yoksul gruplar, ağalıktan patronluğa ve amelelikten işçiliğe geçiş sürecindeki insanlar arasında görünür. İnsana ve topluma yaklaşırken sosyal çatışmaları sınıfsal bir bakışla algılayan Orhan Kemal’in bu malzemeyi işleyişi kendi çağdaşları olan bazı yazarların sosyal gerçekçilik anlayışından farklıdır. Sosyal hayata bakarken ve öğelerini seçerken sosyal gerçekçi, bunları yansıtırken gözlemci ve eleştirel gerçekçidir.
Kendisinin aydınlık gerçekçilik dediği bu tutum kişilerin değil sosyal düzenin bozuk olduğu, kişilerin bu yüzden yozlaştığı düşüncesine dayanır. Gerçekçilik anlayışında yazarın yaşadıklarını yazması ilkesi de önemlidir.
Olay örgüleri, yazılış mekânları ve problemleri dikkate alındığında romanları şu şekilde gruplandırılabilir: Yazarın çocukluğunu ve gençliğini sosyal değişmelere göndermeler yaparak işlediği otobiyografik romanlar; tarımda endüstrileşmenin, kapitalist ekonomik yapılaşmanın yansıdığı Çukurova’daki tarım ve fabrika insanlarının romanları; 1950’lerden sonra değişen sosyal hayat tarzını, tüketim anlayışını ve bunların doğurduğu problemleri ele alan İstanbul’daki küçük ve yoksul insanların dünyasını anlatan romanlar; sosyal eleştirilerin mizahla yapıldığı romanlar. Orhan Kemal’in diyalogları kişilerin ruhsal ve sosyal gerçekliklerini yansıtmada kuvvetli bir imkân olarak görünür; aksiyona ritim katar, rahat okunmayı sağlar. Maksim Gorki ve Hemingway’in eleştirel gerçekliğinde asıl pay sahibi olan kişilerine karışmayan anlatıcı, Orhan Kemal’in özellikle ikinci bölümü oluşturan romanlarında başarıyla kullanılır. Hâkim anlatıcıdan kurtulmak isteyen gerçekçi eğilimler için bu yeni bir aşamadır. Orhan Kemal romanı kişileri idealleştiren ideolojik roman, olduğu gibi yansıtan fotoğraf roman ve kişileri iyilerle kötüler diye ayıran roman arasında durur ve gerçekliği yaşanmışlığın sularında arar. Yazar 1958 (Kardeş Payı) ve 1969’da (Önce Ekmek) Sait Faik hikâye armağanını, 1969’da (Önce Ekmek) Türk Dil Kurumu öykü ödülünü aldı. 1972 yılından beri ailesinin katkılarıyla her yıl Orhan Kemal roman ödülü verilmektedir.
ESERLERİ
Hikâye:
Ekmek Kavgası (1949), Sarhoşlar (1951, Urduca çevirisi Dû Şarâbî [trc. Mes‘ûd Ahter Şeyh], İslâmâbâd 2008), Çamaşırcının Kızı (1952), 72. Koğuş (1954, İng. çeviri Ward 72, 1993), Grev (1954), Arka Sokak (1956), Kardeş Payı (1957), Babil Kulesi (1957), Dünyada Harp Vardı (1963), Mahalle Kavgası (1963), Önce Ekmek (1968), Küçükler ve Büyükler (1971), Aslan Tomson (1976), İnci’nin Maceraları (1979).
Roman:
Baba Evi (1949, Almanca’sı Vaterhaus, Ankara 2002), Avare Yıllar (1950), Murtaza (1952), Cemile (1952), Bereketli Topraklar Üzerinde (1954), Suçlu (1957), Serseri Milyoner (1957), Devlet Kuşu (İstanbul 1958), Vukuat Var (İstanbul 1958), Gâvurun Kızı (1959), Küçücük (1960), Dünya Evi (1960), El Kızı (1960), Hanımın Çiftliği (1961), Gurbet Kuşları (1962), Eskici ve Oğulları (1962, Eskici Dükkânı adıyla 1970), Kanlı Topraklar (1963), Sokakların Çocuğu (1963), Bir Filiz Vardı (1965), Müfettişler Müfettişi (1966), Yalancı Dünya (1966), Evlerden Biri (1966), Arkadaş Islıkları (1968), Sokaklardan Bir Kız (1968), Kötü Yol (1969), Üçkâğıtçı (1969, Fransızca çevirisi L’escroc, Ankara 2002), Kaçak (1970), Tersine Dünya (1986).
Ayrıca İspinozlar (oyun, 1965), Nazım Hikmet’le Üç Buçuk Yıl (1965), Senaryo Tekniği ve Senaryoculuğumuzla İlgili Notlar (1963), İstanbul’dan Çizgiler (röportaj, 1971), Önemli Not (deneme, 2007) adlı eserleri vardır.
(Orhan Kemal’in eserlerinin çoğu İstanbul’da, bir kısmı Ankara’da basılmıştır).
"Kaynakça"
Narlı, Mehmet (2019). Orhan Kemal (1914-1970) Hikayeci ve Romancı, TDV İslâm Ansiklopedisi, EK-2(3), 372-373
GELİN TANIŞ OLALIM
GELİN TANIŞ OLALIM...
Anadolu’da yaşamış Pir Sultan Abdal, Kaygusuz Abdal, Yunus Emre, Kul Nesimi gibi bir çok ozanın türküleri, deyişleri ve kıssaları eşliğinde harika bir deneyim yaşadım.
Hepsi de aynı şeyi anlatmışlar aslında...
Hayat iki menzil arası bir yolculuktur. Her yolculuk gibi başı ve sonu olan. Hepimiz de bu yolun yolcusuyuz. Aynı havayı soluyor, aynı sudan içiyoruz. Hal böyleyken tevazu gösterelim, alçak gönüllü olalım, paylaşalım. Kibre, kavgaya, düşmanlığa ne gerek var.
Gelin tanış olalım, dost olalım...
"Gelin Tanış Olalım", Fırat Tanış'ın performansıyla sahnelenen, Semih Çelenk'in yazdığı ve yönettiği türkülü bir tek kişilik müzikal/oyundur.
Anadolu ozanlarının deyişleri ve türküler eşliğinde, insanı, kardeşliği ve sevgiyle "tanış olmayı" konu alan, seyirciyle bütünleşen bir anlatı, bir seyirlik...